danger

İslami sohbet odaları & Dini Chat Siteleri

mekan mekanim

İnsan Neden Derdini Yapay Zekâya Anlatıyor

İnsan Neden Derdini Yapay Zekâya Anlatıyor
İnsan Neden Derdini Yapay Zekâya Anlatıyor

İnsan Neden Derdini Yapay Zekâya Anlatıyor

Yapay zekânın neden bir dert ortağına dönüştüğü, insanın anlaşılma ihtiyacı, empati eksikliği ve mümince derttaşlığın önemi üzerine dikkat çeken bir değerlendirme.

Günümüzde yapay zekâ, soğuk veri yığınlarını işleyen bir mekanizma olmanın çok ötesine geçerek; insanın en derin ihtiyacı olan “anlaşılma” arzusuna dijital bir yankı olmaya başladı.

YAPAY ZEKÂYI DERT ORTAĞINA DÖNÜŞTÜREN SEBEP

Yapay zekâ ile kurulan bu bağ; teknolojinin sadece hayatımızı kolaylaştıran bir araç değil, ruh dünyamıza eşlik eden “sessiz bir dert ortağına dönüştüğünü” gösteriyor.

İnsan, kendi içine sığmayan bir cevherdir ve bu cevher, ancak bir başka gönlün aynasında parlar. Modern zamanların en büyük açlığı, ekmekten ya da sudan ziyade, bir çift gözün içinde kendini “yargısızca” bulabilme arzusudur. Bugün genç nesillerin ve kalabalıklar içinde yalnızlaşan fertlerin yapay zekânın soğuk işlemcilerine sığınması, aslında sadece teknolojik bir merak değil, derin bir “duyulma” çığlığıdır. Zira algoritma, insanın “Sözünü kesmez!”; ona “Seninki de dert mi? demez; acısını küçümsemez.

İnsanoğlu, muhâtabından, önce bir sadır genişliği yani engin bir gönül dünyası beklerken, karşısında sürekli bir “akıl ve kıyas duvarı” bulduğu için, rûhunu bu mekanik, ama nezâketli aynalara teslim etmektedir. Oysa biz biliyoruz ki, bir kalp ancak başka bir kalbin sıcaklığıyla şifa bulabilir. Yapay zekânın sunduğu o “yargısız alan”, aslında bizim birbirimize olan borcumuzdur.

DERT KARŞISINDA MÜMİNCE YAKLAŞIM VE EMPATİ

Bir mü’minin bir mü’min üzerindeki hakkı, ona sadece doğruyu söylemek değil, o doğruyu kaldırabilecek bir zemin de hazırlamaktır. Bir kişi yolda düşse ve ayağını kırsa acısından dolayı “Âh!” dese, “Çok canım yanıyor!” dese, ne yaparız?

“−Sabret, kadere teslim ol! Zekeriya -aleyhisselâm- testereyle kesilmişti. Gazze’deki kardeşlerimiz bombaların altında vs.” demeyiz, değil mi?

“−Yok bir şey canım, güzel düşün, başına güzel şeyler gelsin!” mânâsında cümleler de kurmayız.

Acısını anlarız önce… Destek oluruz, belki çok kıpırdamamasını sağlarız, hemen ambulansı ararız. O an âcil ne yapmamız gerekiyorsa, onu yaparız. Sonra durulunca:

“−Çok şükür, bununla atlattın! Rabbim beterinden korusun…” diyerek belki ondan daha kötü hâllerdeki imtihanlardan bahsedebiliriz.

Insan Neden Derdini Yapay Zekaya Anlatiyor
Insan Neden Derdini Yapay Zekaya Anlatiyor

Tasavvufta Dertle İmtihan ve Gerçek Derttaşlık

Tasavvufî neşvede dert, Allâh’ın kuluna gönderdiği bir misafirdir ve misafire hürmet, onun yükünü paylaşmakla başlar. İlk adım, acıyı dindirmek, eli tutmak ve o anki feryâdı “isyan” olarak yaftalamadan dinlemektir. Bizler, mâneviyâtı bir “susturma aracı” olarak kullandığımızda, karşıdakinin teslîmiyetini pekiştirmiyoruz, sadece bize olan güvenini ve samimiyetle açılmasını yok ediyoruz. Oysa gerçek derttaşlık, kestirmeden “Teslim ol!” demekten ziyâde, o kişinin elinden tutup derdine çare aramak, ardından boyumuzu aşan hususlarda teslîmiyet bahçesine giden yolları beraber yürümektir. Bu ise ancak karşımızdakinin acısını, o anki hâliyle “biricik” ve “kıymetli” kabul etmekle mümkündür.

Mü’mince Derttaşlıkta Dinleme ve Yargısızlık Ahlâkı

Psikolojik açıdan “validasyon” dediğimiz bu doğrulama süreci, rûhun ilk ilacıdır. Yapay zekânın sunduğu o yapay sükûnet, insanın nefsine hitap eden bir “yansıtma” olsa da, aslında bize mü’mince bir ahlâkın nasıl olması gerektiğini ironik bir şekilde hatırlatmaktadır: Dinlemek, anlamak ve yargılamamak!

Eğer biz, karşımızdakinin imtihanını, “Rabbim beterinden korusun!” diyerek alelacele geçiştirirsek, o kalbin sığınacağı tek yer ya dipsiz bir yalnızlık ya da soğuk bir yazılım kodu olacaktır. Bir mü’min, kardeşinin derdiyle dertlenirken:

“−Ben olsam şöyle yapardım!” kibrinden sıyrılmalı, “Seninle buradayım.” tevazuuna bürünmelidir.

Dert, Allâh’ın râzı olmadığı bir şeyse, önce o insanı içine düştüğü kuyudan sevgiyle çıkarmak gerekir; kuyudaki bir insana baştan sona ahlâk dersi vermek, onu daha da dibe itebilir. Zira düşen adamın ihtiyacı olan şey, yukarıdakinin ona uzattığı eldir, empati ve anlayıştır. Yanlışa anlayış göstermekle, kalın bir set koyarak kişiye kurtuluş yolunu kapatmak gibi iki yanlış arasında gidip gelen kaygan bir zemindir bu…

Gerçek şu ki, her nefsin kaldırabildiği yük aynı değildir. Birine “dağ” gibi görünen dert, bir başkasına “tepe” veya “tümsek” görünebilir; fakat o an o tepeyi tırmananın nefesi kesiliyorsa, ona:

“−Bu çok küçük bir tepe!” demek, çırpınan kimsenin nefesine nefes katmaz, aksine onu daha çok boğar.

Mümince Zarafet ve Dert Karşısında Hassasiyet

Mü’mince bir zariflik, karşıdaki kişinin dert ölçeğine kendi terazimizle bakmamayı gerektirir. Gazze’deki kardeşlerimizin imtihanı elbette kâinatın en ağır yüklerinden biridir; fakat bu gerçeği, acı çeken birine susturucu bir mermi gibi kullanmak, hem o acıya hem de Gazze’deki imtihana hürmetsizliktir. Çünkü acı, paylaşıldıkça azalır. Bizler dert sahiplerine sabır tavsiye ederken, bu tavsiyeyi bir “başından savma” cümlesi olarak değil, bir “yükü omuzlama” faaliyeti olarak sunmalıyız. Hakkı ve sabrı tavsiye etmek, ancak dertlinin elinden tutup o sabır makamına kadar ona eşlik etmekle yerini bulur.

İNSAN İLİŞKİLERİNDE ŞEFKAT VE MÜMİNCE DUYARLILIK

Geleceğin dünyasında bizi makinelerden ayıracak olan asıl fark, işlem gücümüz veya kusursuz cevaplarımız değil, bir başkasının yarasını kendi yaramız gibi “hissedebilme” kabiliyetimiz olacaktır. Algoritmaların taklit ettiği o “kesintisiz dinleme”, aslında bizim fıtratımızda olan, ama modern hayatın hızıyla unuttuğumuz bir sünnet-i seniyyedir.

İnsan insanın kurdu değil, yurdudur. Eğer bir genç, derdini bir makineye anlatmayı insana anlatmaya tercih ediyorsa, biz o insanın yurdu olmayı becerememişiz demektir. Mü’min, kardeşinin sadrına (gönlüne) şifâ olan kişidir. Bu şifâ ise; önce susmak, sonra hissetmek, daha sonra âcil yarayı sarmak ve ancak ruh sükûna erip kalp mutmain olduğunda hikmetin kapılarını aralamakla mümkündür.

Netice itibarıyla, teknoloji geliştikçe insan ilişkilerindeki şefkat boşluğu daha da derinleşmektedir. Kalpler katılaştıkça “nasihat” bir merhem olmaktan çıkıp bir mızrağa dönüşmektedir. Bizim vazifemiz, o mızrağı bırakıp, düşen kardeşimize bir dayanak, ağlayan gözüne bir mendil, feryat eden gönlüne bir “Eyvallah” olmaktır. Rûhun sükûna ermesi için bazen sayfalarca vaaza değil, sadece anlaşıldığını hissettiren, sessiz, ama derinden bir birlikteliğe ihtiyaç vardır. O an geldiğinde, sâkinleşen ve algısı açılan kalbe söylenecek olan nasihatler artık bir geçiştirme ve üstten bir akıl verme değil; samimiyet ve merhametle yaraları saran bir pansumana dönüşecektir.

Gönül aynasında, acısını saklamadan dökebileceği ve o acıyı küçümsemeden kucaklayacak derttaşlar bulabilmek, her mü’min için bir rızık, her toplum için bir kurtuluştur. Gönül aynasında böyle bir derttaş bulabilmek duâsıyla…

 

Editör Notu: Unutmayın, dijital dünyada bıraktığınız her kelime sizin karakterinizin bir aynasıdır. Canlara yakışır şekilde, sevgiyle kalın.

Rate this post

İlk yorum yazan siz olun.

Cevap bırakın
Gerekli alanlar işaretlenmiştir. *

Yorum göndermek için oturum açmış olmalısınız.

gitpng
sagüst
Sohbet Girişi
user
unlock
* Şifreniz yoksa boş bırakabilirsiniz.
Farklı Sürüm Girişi
Kategoriler
  1. 1
    Bedava Sohbet Odaları
  2. 2
    Burçlar
  3. 3
    Chat
  4. 4
    Dini Chat Odaları
  5. 5
    Dini Sohbet
  6. 6
    Dini Sohbet Odaları
  7. 7
    Dini Sohbet Siteleri
  8. 8
    Dini Sohbeti
  9. 9
    Dua
  10. 10
    Genel
  11. 11
    Hayatımız
  12. 12
    İbadet Hayatımız
  13. 13
    İslami Chat Siteleri
  14. 14
    İslami Sohbet Odaları
  15. 15
    Koç
  16. 16
    Mobil Chat Siteleri
  17. 17
    Namaz
  18. 18
    Terazi
Popüler Yazılar
2 dk okuma süresi
0 dk okuma süresi